Tüm sınırların işlevi iktidarın kontrol mekanizmalarının etkin bir biçimde işlemesini sağlamaktır. Siyasal sınırların varlığı da sınırın içindeki alanda bulunan ayrımları giderek derinleştiren bir işlev görmeye başlamıştır. Genel anlamda devletlerin mültecilik meselesine bakışı, çeşitli nedenlerle yola çıkanları durdurmak, engellemek, önlemek ve yönlendirmek şeklindedir. Dolayısıyla aslında göçün arkasındaki asıl nedenleri ortadan kaldırmaya dönük bir bakış açısı yerine göçü istediği şekilde yönlendirmeye dayalı bir yaklaşım söz konusudur.

Mültecilerin korunma ihtiyacının karşılanması esastır ancak var olan haklar, yapılan ikili ya da bölgesel sözleşmeler ile budanmaktadır. Böylelikle de mültecilere koruma sağlamakla yükümlü ülkeler, bu yükümlülüklerini başka ülkelere devretmekte ve her devir de mülteciler açısından hakların daha da fazla budanması anlamına gelmektedir. Uluslararası koruma rejimlerinde taşeronlaştırmaya dayalı bir anlayış söz konusudur.

Sınırda yoğunlaşan ancak sınırın her iki tarafına da taşan uygulamalarla genişleyen göç yönetimi, bir yandan genel bir yasadışılaştırmayla mültecilerin daha iyi çalışma ve yaşam koşulları adına hak arama faaliyetleri önüne sınır çekmektedir. Öte yandan mülteciler ve vatandaşlar arasındaki farkların derinleştirilmesi üzerinden ayrımcı bir söylemi meşrulaştırarak yoğun bir sermaye birikiminin gerçekleşmesini garanti altına almaktadır.

Mülteciler Düşük Ücretlere Çalışmak İstememekte, İşverenler Onları Bu Düşük Ücretlere Mecbur Etmektedir!

Yoksulluk sığınmacıların temel sorunlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışma imkanı bulabilenlerin neredeyse tamamı güvencesiz bir şekilde ve kölelik düzenine yakın şartlarda çalışmaktadırlar. Siyasal ve sosyal haklar bakımından mülteci ile vatandaş kategorileri arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. İşverenler vatandaş olan işçiler için bile yasal yükümlülüklerinden kaçarken mülteci işçiler tam anlamıyla insanlık dışı koşullarda çalışmaya mecbur bırakılmaktadırlar. Mültecilere daha düşük ücretler ve daha uzun çalışma saatleri dayatılmakta ve neredeyse hiçbirinin sosyal güvenlik hakkı bulunmamaktadır.

Sendikalar, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yalnızca kayıtlı iş gücünü örgütleme hakkına sahiptirler. Oysa en çok herhangi bir statüden yoksun mülteciler uzun çalışma saatlerine zorlanmakta, en çok onlar ölüm ve yaralanma riski ile yüz yüze çalışmakta, en çok onların ücretleri ödenmemektedir. Dolayısıyla en çok mültecilerin sendikalara ve diğer yasal örgütlenme olanaklarına ihtiyacı bulunmaktadır.

Sosyal Hakların Neoliberal Politikalarla Budandığı Türkiye’de Mültecileri Her Açıdan Güvencesiz Bir Gelecek Beklemektedir:

Türkiye’ye sığınanlar arasında sürekli tedavi gerektiren hastalıklara sahip bireyler, hamile kadınlar, engelliler, küçük çocuklar ve yaşlılar, LGBTİler, etnik ve dini azınlık grup mensupları da bulunmaktadır.

Barınma, beslenme,  sağlıklı fiziksel çevre, içme suyuna erişim ve çalışma koşulları sağlığın en önemli belirleyicileridir.  Koruyucu sağlık hizmetlerinin ticari bir mantık çerçevesinde yürütülmesiyle en çok mülteciler mağdur edilmektedir.

Sağlık, sosyal hizmet ve çalışma hakkı konusunda en önemli bariyerlerden biri dildir. Mültecilerin tüm bunların yanısıra kadınlara ve çocuklara yönelik cinsel şiddet, erken evliliğe zorlanma, gelecek kaygısı, geri gönderilme korkusu, özellikle de ilaca erişememe gibi sorunları bulunmaktadır. Özellikle sınır kentlerinde ve AB ülkelerine geçiş güzergahlarında bulunan illerde eczacılar, AFAD’ın mültecilerin ilaç bedelini ödememesi nedeniyle mültecilerin ilaca erişemeyeceklerini belirtmişlerdir. Mültecilerin statüsünün “geçici koruma” olarak belirlenmesi nedeniyle temel hakların konusu olan hizmetlere erişimde önemli sıkıntılar deneyimlenmektedir. İşkence, tecavüz veya fiziksel/ cinsel istismara maruz kalmış kadınlara yönelik danışmanlık hizmeti verilmesi, mülteci kadın ve çocukların nitelikli sağlık hizmetlerine erişimlerinin sağlanması konusunda da büyük sorunlar yaşanmaktadır.

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası olarak, mülteci haklarının herhangi bir kısıtlama olmaksızın ayrımsız herkes için tanınmasını ve sağlık ve sosyal hizmetlerin ayrımsız herkes için eşit, erişilebilir, ücretsiz, nitelikli ve anadilinde olmasını istiyoruz.

İLETİŞİM: SES – Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası
Çankaya, Kızılay, Necatibey Cad. No:82 D: 4, 06420 Ankara Telefon: (0312) 232 61 22 e-Posta: [email protected]

Skip to content