AKP HÜKÜMETİ İLE Adım Adım SAĞLIKTA YIKIM

22 Haziran 2007 tarihinde SES Genel Başkanı Dr. Köksal Aydın’ın yapmış olduğu basın toplantısı metni

5 yıla yaklaşan AKP Hükümeti dönemi birçok alanda yapısal değişimlerin gerçekleştirildiği bir dönem olarak yaşandı. Bu değişimlerin ortak özelliği ise Türkiye’nin kendine özgü toplumsal ihtiyaçları yerine, kapitalist küreselleşmeye eklemlenme amacıyla, küresel sermayenin ihtiyaçlarının/dayatmalarının üzerinden şekillenmesidir.

İktidara gelmeden IMF, DB programlarını harfiyen uygulayacağını taahhüt eden AKP, en acımasız hamlelerini genelde kamusal alan, özelde ise sağlık alanında gerçekleştirdi. Ardı ardına çıkarılan yasalar ve yasaların engellendiği durumlarda atılan fiili adımlarla sağlık hak olmaktan çıkarılmaya ve sağlık hizmetleri hızla piyasalaştırılmaya çalışıldı. Temel amaçlarının sağlık hizmetlerini özelleştirmek olduğu ise artık saklanamaz bir gerçek. Kamusal sağlık yatırımının yapılmadığı bu dönemde; özele sevk, hizmet alımı gibi yöntemlerle sağlık harcamaları hızla artarken (yıllık yaklaşık 20 milyar $), sağlık göstergelerinin iyileşmemesi yanlış bir yolda yüründüğünün kanıtıdır. Harcamalardaki artış ve hizmete ulaşmadaki kısmi kolaylıkların arka planında; kamudan (özellikle sosyal güvenlik kurumlarından) özele kaynak aktarımı, böylece kamunun çökertilmesi, yerine ise özel sektörün palazlandırılması yatmaktadır.

Ülkemizde kamusal alanın bütününde ve özellikle sağlık alanında tam bir yıkım programı uygulanmaktadır. “Sağlıkta dönüşüm” olarak adlandırılan bu program, İMF ve DB dayatmasıdır. Uygulandığı tüm ülkelerde yaratığı sonuçlar; eşitsizlik, hizmete ulaşamama, salgınlar, bebek ölümleri, paran kadar sağlık hizmeti,  yani sağlıkta yıkımdır. Ülkemizde de henüz tamamlanmamasına rağmen yarattığı ve yaratacağı sonuçlar aynıdır. Toplumun ve sağlık emekçilerinin tüm kazanımları aşamalı olarak gasp edilmesidir.
İMF, DB programlarıyla işsizleşen, yoksullaşan toplumun, bir de sağlık hakkını gasp etmek; sağlık hakkının kullanımını paraya endekslemek hiçbir partinin, odağın haddi olamaz. Bir insanlık suçu, insanlık ayıbı olarak da nitelendirilebilecek bu durumu asla kabul etmemeli, bu programa karşı direnmeyi tarihsel bir görev olarak görmeliyiz.
Eşit, Ücretsiz, Nitelikli; BAŞKA BİR SAĞLIK SİSTEMİ MÜMKÜNDÜR!

BUNUN İÇİN;

  • Sağlık hizmeti almak için yeterince vergi ödüyoruz. İçtiğimiz sudan, yediğimiz ekmeğe kadar her şeye ödediğimiz vergiler, topluma sağlık hizmeti olarak geri dönmelidir.
  • Sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesini değil, kamulaştırılmasını; sağlığa yeterli kamusal yatırım yapılmasını savunmalıyız.
  • % 50’ lere ulaşan kamudan özele kaynak aktarımını, küresel ilaç ve medikal şirketlerine bağımlılığı reddetmeliyiz.
  • “Sağlık haktır ve önceliklidir” diyerek, faize, ranta aktarılan kaynakların sağlığa aktarılmasını sağlayacak politikaları savunmalıyız.
  • Adaletli bir vergilendirmeyle oluşacak bütçeden sağlığa daha fazla pay ayrılmasını sağlamalıyız.
  • Tercihler toplum için yapıldığında, sağlık hakkı en temel insanlık hakkı olarak belirlendiğinde; herkese eşit, ücretsiz, ulaşılabilir ve nitelikli sağlık hizmeti sunumu için yeterince kaynağın olduğunu bilmeliyiz.
  • Bütüncül sağlık hizmeti anlayışıyla ( koruyucu, geliştirici, esenlendirici, tedavi edici) önceliklerin birinci basamakta olduğu sağlık modelini savunmalıyız.
  • Tedavi hizmetlerinden önce, sağlığı korumayı ve geliştirmeyi hedefleyerek; sağlık evlerini, sağlık ocaklarını, sağlık merkezlerini, AÇSAP’ları, VSD’lerini güçlendirmeliyiz.
  • Basamaklandırılmış sağlık modeli içerisinde sevk sistemini savunmalıyız.
  • Çağdaş bir sağlık sisteminde %80 – 90 oranında birinci basamakta çözülebilen sağlık sorunlarının (ayaktan tanı ve tedavilerin) ülkemizde birinci basamağın ihmal edilmesi nedeniyle % 30’ lara düştüğünü; bu durumun hem hizmet maliyetini artıran, hem de hastanelerde gereksiz yığılmalara yol açarak hastaneleri asıl işlevlerinden uzaklaştıran sonuçlar yarattığını bilmeliyiz.
  • Türkiye’de hekim dahil yeterli insan gücünün var olduğunu bilmeliyiz.
  • Hükümetler işsiz gezen sağlık personeli için kadro açmamakta, böylece kamu sağlık kurumlarını yetersiz hale getirerek özel sektörü teşvik etmektedirler. Bu durumu reddetmeliyiz.  
  • Sağlık hizmetinin kamu görevi olduğunu, mutlaka kamu görevlileri eliyle yürütülmesi gerektiğini savunmalı; taşeron uygulamalara, iş güvencesiz çalıştırmaya karşı çıkmalıyız.
  • Bizlere, “bu programın alternatifi yoktur” diyenlere, gerek dünya örnekleri, gerekse kendi deneyimlerimiz ve bilimsel veriler ışığında alternatifimizin olduğunu; bu durumun küresel sermaye lehine bir siyasi tercih ve dayatma olduğunu anlatabilmeliyiz.
  • BİRİNCİ BASAMAK SAĞLIK HİZMETLERİNİN ÖZELLEŞTİRİLMESİ ANLAMINA GELEN AİLE HEKİMLİĞİNİ, ÖDEDİĞİMİZ AĞIR VERGİLER YETMEZMİŞ GİBİ SAĞLIK VERGİSİ ANLAMINA GELEN GENEL SAĞLIK SİGORTASINI, KAMU HASTANELERİNİ  ÖZELLEŞTİRMEK AMAÇLI HASTANE İŞLETMELERİNİ MUTLAK REDDETMELİYİZ. PROGRAMLARINA BU HEDEFLERİ KOYAN PARTİLERİ TEŞHİR ETMELİYİZ.
  • Toplumun tüm kesimleriyle beraber sağlıkta yıkımı; yıkım programını durdurmalıyız. Bu programı savunan partileri tanımalı, oy kullanırken “her şeyin başı sağlık” diyerek öncelikle siyasi partilerin sağlık politikalarına; sağlık programlarına göre tercih yapmalıyız.

Alternatifimiz var! Alternatifimizi gerçekleştirmek için bugüne kadar yürütülen mücadeleyi geniş toplumsal kesimlerle ve siyasi  alanla bütünleştirerek büyütmeliyiz.